Kriyoterapi

Kriyoterapi; dermatologların ve jinekologların, cerrahi işlemlere gerek duymadan uyguladığı bir tedavi şeklidir. Derideki lezyonları tedavi etmek için kullandıkları dondurma yöntemidir. Anlamı ‘soğuk ile tedavi’ olan bu yöntem günümüzde oldukça fazla tercih ediliyor.

Farklı sebepler ile oluşmuş birçok dermatolojik hastalığın tedavisinde kullanılan önemli bir yöntemdir. Bu hastalıklar farklı deri bölgelerinde, değişik biçim ve renkte olabilirler. Söz konusu hastalıkların tedavisinde son yıllarda oldukça fazla tercih edilen bu yöntem sunduğu avantajlar ile ön plana çıkmaktadır.

Kriyoterapi Nedir?

Kriyoterapi

Kriyoterapi tedavisinde vücut kısa süre aşırı soğuğa maruz bırakılmaktadır. İltihabı azaltarak dolaşımın hızlanmasına yardımcı olur. Bu yöntem tek bir bölgeye veya tüm vücuda rahatlıkla uygulanabilmektedir. Lokal tedavide ise işlem vücudun ağrılı, ödemli, hasarlı bölgelerine odaklanılarak yapılır. Ayrıca tedavi buz masajı ve banyoları, soğutucu spreyler ile hastaya çeşitli şekillerde uygulanabilir. Tüm vücut tedavisinde ise kişiye kapalı bir odada veya bir kabın içinde soğuk uygulanır.

Dermatolojik hastalıkların kriyoterapi sonucunda verdiği olumlu sonuçlar ve cerrahi işleme gerek kalmadan tamamlanması oldukça beğeni kazanmaktadır. Doktor hastalığa göre dikkatli bir tedavi süreci eşliğinde doğru doz kullanmalıdır. Tedavi sadece hasta ve doktor dikkati ile en iyi sonucu vermektedir. Şimdi hep beraber bu tedavinin nasıl yapıldığı ile ilgili detaylara göz atalım.

Kriyoterapi Tedavisi Nasıl Yapılır?

Kriyoterapi

Kriyoterapi, özel cihazlar ile iyileşmesi istenilen hasta bölgeye dondurma işlemi uygulanarak yapılan tedavi yöntemidir. Tedavi sürecindeki dondurma işleminde kullanılacak olan gaz, öncelikle prob içinden geçirilir. Sonrasında probun ucunu yüksek derecede soğutur. Soğuğun etkisiyle hücre içinde ve dışında bulunan saf su, buz kristalleri haline getirilerek bölgedeki hücrenin ölümünü gerçekleştirir.

Bu işlemin yapılabilmesi için sıvı azot, florokarbon ve nitrözoksit gibi kriyojen maddeler kullanılmaktadır. Kısa süren bu donma işlemi sonucunda doku normal sıcaklığına geri döner. Bütün bu işlem bitiminde ise hasta dokuda bulunan hücreler tahrip olarak ölür. Bu ölü hücreler iyileşme sırasında yavaşça atılarak yerini taze dokuların oluşmasına bırakır.

Kriyoterapi, cerrahi bir işlem olmadığı için doktor ve hastanın programına uyan ortak bir zamanda uygulanabilir. Bu yöntemin uygulanma şekli bölgenin yerine, derinliğine ve büyüklüğüne göre 5-12 saniye arasındaki işlemler ile tamamlanır.

Kolay uygulanabilen bu tedavi yöntemi; ekonomik olması, yatış gerektirmemesi ve neticesi hızlı alınabildiği için daha fazla tercih edilmektedir. Uygulama sonrasında ise doktor tarafından hastaya ağrı kesici ve antibiyotik ilaç yazılmaktadır. Özellikle her yaş ve cinsiyete uygulanabilmesi ile ön plana çıkan tedavi metodu son 30-40 yıldır gelişmekte olup oldukça yaygın kullanılmaktadır.

Kriyoterapi Hangi Hastalıklara İyi Gelir?

Kriyoterapi, dermatolojik birçok hastalığın tedavisinde tercih edilen temel yöntemlerden biridir. Doktorların bu alanda en büyük yardımcısı olan bu yöntem hasta bölgenin tedavisi için kısa zamanda verdiği olumlu sonuçlar ile beğeni kazanmaktadır. Bu yöntemin kullanılarak en iyi sonuçların alındığı hastalıklardan bazıları şunlardır:

  • Siğiller
  • Benler
  • Güneş Boynuzları
  • Bowen Hastalığı
  • Akne Keloidyen
  • Lökoplazi
  • Molluskum Kontagiozum
  • Granüloma Piyojenikum
  • Kist Sebase

Yukarıda belirtilen hastalıkların yanında kriyoterapi iyi huylu hücre büyümeleri, sinir sıkışmaları, tırnak batmaları ve nasırların tedavisinde de kullanılmaktadır. Ayrıca cilt ve prostat kanseri gibi çok sayıda hasarlı ya da hastalıklı dokunun tedavisinde de güzel sonuçlar verir. Jinekolojide ise genital siğiller ve rahim ağzı yaralarının ortadan kaldırılmasında etkin bir yöntemdir. Hastalar etkin sonuç ve hızlı iyileşme süreci açısından bu yöntemi daha fazla tercih etmektedir.

Kriyoterapi uygulamasına en sık rastlanan ve bu yöntem ile en iyi sonucun alındığı hastalıkların başında tırnak kenarı siğilleri gelir. El siğillerinde beklenen en iyi sonucu veren tedavi yöntemi ayak bölgesi içinde aynı sonucu sağlar. Bunun yanı sıra genital bölgedeki siğillerde ve çocuklarda bulunan mulloskum tedavisinde önemli bir yardımcıdır. Tüm bu bilgilere ek olarak kriyoterapi Türkiye’nin güney ve güneydoğusundaki Gaziantep, Adana, Hatay, Mardin ve Urfa gibi şehirlerde sıklıkla görülen şark çıbanı tedavisinde sıklıkla kullanılan bir yöntemdir.

Kriyoterapi Kaç Günde Etki Eder?

Dokuya soğuk hasar oluşturarak tedavi eden kriyoterapi yöntemi fiziksel olarak rahatsızlık duyulan dermatolojik hastalıkların vazgeçilmezlerindendir. Bu tedavi yöntemi birçok yönden faydalı olduğundan avantajı da çoktur. Tedavi sürecinin kolaylığı, hızı ve maliyeti hastaların bu yöntemi seçmesinde etkilidir.

Kriyoterapi, uygulama sonrasında sunduğu olumlu sonuçlar neticesinde hastaların memnuniyetini kazanmaktadır. Doktorlar için kolay tedavi yöntemlerinden biri olmasının yanında hastalıkların hızlı tedavisi açısından da önemlidir. Bu tedavi yönteminin ne işe yaradığını ve hastalar için avantajlarından bazılarını aşağıda sizler için sıraladık:

  • Özellikle yaşlı hastalarda görülen bazı deri tümörlerinde cerrahi uygulamaya gerek kalmadan tedaviye olanak sağlar.
  • Kriyoterapi sonrası siğillerin tekrar etmesi diğer yöntemlere göre daha az olur.
  • Güneş lekelerinin tedavisinde oldukça iyi yanıtlar almanıza olanak tanır.
  • Ciddi yaralanma ya da komplikasyon riski son derece düşüktür.
  • Yöntemin hızlı, uygulanması kolay olması ve poliklinik şartlarında yapılabilmesi bir avantajdır.
  • Maliyeti düşük ancak güvenirliği yüksektir.
  • Anestezi gerektirmez.
  • İşlem sonrası normal yaşantıyı, spor aktivitelerini ve çalışma hayatını etkilemez.
  • Kanama riski son derece azdır.
  • Gebelerde de kullanılabilir.

Kriyoterapi yapılan araştırmalar sonucunda cilt yaşlanmasını yavaşlatmak, kronik hastalıkları önlemek, yağ yakımını desteklemek gibi birçok durumda etkili olabileceğini göstermiştir. Ayrıca soğuk, tahriş olmuş sinirleri uyuşturarak kas iyileştirme özelliğine sahip olması ile sporcu yaralanmalarında da tercih edilmektedir. İlgi çeken farklı bir alanı da anksiyete ve depresyon tedavisinde kullanılabilmesidir. Fizyolojik ve hormonal tepkilere neden olan adrenalin, noradrenalin ve endorfin salınımını teşvik etmesi sebebiyle psikolojik tedavilerde de tercih edilmektedir.

Kriyoterapi Tedavi Süreci

Kriyoterapi tedavisi alacak hastalara süreç ile ilgili tüm detaylar öncesinde anlatılmalıdır. Diğer tedavi yöntemlerine göre bu metodun avantajları açıklanır. Doktor hastaya göre uygulanacak tedavi süreci hakkında kapsamlı bir hazırlık yapmalıdır.

Burada dikkat edilmesi ve göz önünde bulundurulması gereken detay, hücre öldürecek soğuk dozun hastalığın derinliklerine kadar ulaşmasıdır. Ancak bunu yaparken çevre dokulara zarar vermemeye dikkat edilmesi gerekmektedir. Bunun sebebi her hastalığın türü ve evresine göre uygulanması gereken dozların değişkenlik göstermesidir. Doktor tecrübesinin ön plana çıktığı bu süreçte izlenecek yol ve kullanılacak dozlar iyi belirlenmelidir.

Kriyoterapi Kaç Seans Uygulanır?

Kısa yoldan hızlı sonuç alınan bu özel tedavi yöntemindeki seans sayısı hastaya göre değişmektedir. Hastalığın evresinden lezyonların büyüklüğüne kadar birçok detayın göz önünde bulundurulduğu bu süreç kişinin bağışıklığına göre de farklılık gösterir. Hastalığın tipi, büyüklüğü ve derinliğine göre değişen tedavi sürecinde uygun görülen seanslarda dozlar kişiye özel ayarlanır. En az 2 hafta olan aralıklarla hasta muayenelere gelir. Bu aralık bazen 5 haftaya kadar uzasa da genellikle 1 ayı geçmez. Bu aralığı oluşturan ana sebep ise yaranın iyileşme hızıdır.

Kriyoterapi işlemi yapıldıktan sonraki süreçte hastalığın bulunduğu alanda doku hasarı oluşur. Seans sonrasını izleyen birkaç saat içinde tedavi edilen bölgede ödem ve kızarıklıklar meydana gelir. Bu kızarıklıkları sonraki günlerde kabarcık ve kabuklanmalar izler. Yaklaşık 20 gün sonra hasta bölgede pembemsi bir granülasyon dokusu gelişir. Sonrasında ise yavaşça taze deri oluşumu kendini göstermeye başlar. Doktor iyileşme sürecinde hastanın kullanacağı ilaçları reçeteli olarak vermektedir. Aynı zamanda tedavi sonrasında hastanın karşılaşacağı tüm evreler hakkında detaylı bilgi aktarımı yapar.

Kriyoterapi Leke Bırakır Mı?

Kriyoterapi sonucunda hastalarda herhangi bir leke veya yara izine rastlanmamaktadır. Tedavi sonrasında enfeksiyon riskini önlemek için bölgeyi temiz tutmak çok önemlidir. Hasta bölgenin temizliğinde kimyasal ürünler kullanılmamalıdır. Yalnızca su ve sabun ile bu süreçte temizlik yapılması gerekir. Eğer tedavi edilen bölgenin enfeksiyon alma ihtimali yüksekse hastalar o kısma bandaj uygulamalıdır.

Hastaya rahim ağzı yarası için uygulanan kriyoterapi sonrasında tedbir amaçlı 1 ay cinsel ilişkiden uzak durması önerilir. Bu süreç içerisinde hastanın vajinal akıntısında görülebilen artış normal karşılanır.

Kriyoterapi uygulanan bölgeler kapsamında bir süre sonra yumuşak bir kabuk oluşumu gözlenebilir. Bu kabuklaşan kısım zamanla kendiliğinden düşmektedir. Bu geçici bir durum olmakla beraber hastanın müdahale etmesini gerektirmez.

Kriyoterapinin Yan Etkileri Nelerdir?

Tedavi uygulanan bölgede görülen değişiklikler kişiye göre farklılık gösterebilir. Her tedavi sonrasında olduğu gibi bu işlem sonrasında da yan etkiler görülmektedir. En sık görülen yan etkiler karıncalanma, ağrı, uyuşukluk, kızarıklık ve cilt tahrişidir. Bu etkiler genellikle 3-4 gün içinde geçmektedir. Hastalarda tedavi sonrasında görülen yan etkilerden bazıları ise şu şekildedir:

Ağrı her hastalıkta aynı şiddette seyretmemektedir. Lezyonları büyük ve derin olan hastalıklarda kaçınılmaz olduğundan bu durumlarda hastaya lokal anestezi uygulanabilir. Bunun yanı sıra el içi, ayakaltı, tırnak çevresi derisi ve mukozaları hassas bölgelerdir. Bu sebeple bu hassas bölgelerde ağrı daha fazla hissedilebilir.

  • Ödem; en fazla göz çevresinde görülen yan etkidir. Ancak bu durum genel olarak bütün hastalarda oluşmaktadır. Sert lezyonların olduğu bölgelerde ödemin yanında içi kanla dolu küçük kabarcıklar da görülebilmektedir.
  • Kanama (Hemorraji); çok nadir görülen yan etkilerdendir. Genellikle damar tümörlerinin tedavisinde ortaya çıkan bir durumdur.
  • Yara izi (Skatris); nadiren görülen tedavi sonrası etkilerindendir. Yara izi bu süreçteki büyük lezyonların tedavisinde oluşabilmektedir.
  • Atrofi; yara izine benzeyen bir görünüme yol açar. Bu durum çoğunlukla deri altı dokusunun yetersiz olduğu bölgelerde nadiren de olsa görülebilmektedir.
  • Pigment değişiklikleri; koyu ten rengine sahip kişilerde oluşabilmektedir. Tedavi edilen bölgedeki deride renk açılması veya koyulaşması görülebilir.

Kriyoterapi Sonrası Ne Olur?

Kriyoterapi uygulanırken hasta olan bölgede yaralanma ve kanama gibi yan etkiler oluşmaz. Uygulama oldukça kısa ve kolay olmakla beraber poliklinik ortamında anesteziye gerek kalmadan uygulanmaktadır. İşlem sonrasında hastalar günlük yaşantısına rahatlıkla devam edebilme şansı bulmaktadırlar. Maliyet açısından ise kişilerin bütçesini zorlayacak bir tedavi olmaması ile dikkat çekmektedir.

Kriyoterapi yukarıda da bahsedildiği gibi dermatolojik hastalıkların tedavisinde kullanılan etkili bir yöntemdir. Özellikle dermatoloji doktorları için önemli tedavi yöntemlerinden olan metot sıklıkla kullanılmaktadır. Dünyada gün geçtikçe daha da yaygınlaşan bu yöntem ülkemizde de oldukça fazla tercih edilmektedir.

En iyi sonucun alınması için önemli olan başlıca unsur doktor tecrübesidir. Doktorun hastaya uygulayacağı doğru doz ve özel tedavi şekli oldukça önemlidir. Bunun yanı sıra hastanın da tedavi sürecinde dikkatli ve özenli olması, doktorun reçetesi dışına çıkmaması çok önemlidir. Kontrollerin düzenli sağlanması ve seans aralıklarının dikkatle takip edilmesi gerekmektedir.

Bütün bilgileri toparladığımızda kriyoterapinin hastalar üzerinde ne kadar önemli olduğunu anlayabiliriz. Yöntem, insanların fiziksel olarak rahatsız eden ve tedavi edilmesi gereken hastalıklardan kolaylıkla kurtulabilmesini amaçlar. Böylece hastalar daha acısız, zahmetsiz ve maliyeti düşük şekilde bu tedaviden yararlanabilirler. Kısa zamanda en etkili ve mükemmel sonuçların alınmasını sağlayan tedavi sürecinden sonra hastalar beklentilerini karşılayabilirler.